Zeki-Metin Yarım Kaldı

Ana Sayfa » Köşe Yazarları » Zeki-Metin Yarım Kaldı
Paylaş
Tarih : 21 Mayıs 2015 - 22:41

Ülkemizde sanat alanının “muhteşem” ikilileri vardır. Bunlar çok değişik nedenlerle bir araya gelmiş, yıllarca yan yana üretmiş, ve alanda değişik izler bırakmışlardır.
60’lı yıllardan ikibinlere tiyatro alanında izler bırakmış ikiliden biri yaşam alanını terk etti. Zeki Alasya kısa süren bir hastalık sürecinin ardından yaşamını yitirdi.
Zeki- Metin’den söz ediyoruz. Yaklaşık yarım asır önce sanat koşusuna el ele başlayan, birlikte koşan birinin adı anılınca hemen diğeri de anımsanan bir ikiliydi Zeki ve Metin.
Dünya ve ülke “68” kavşağına doğru ilerlerken gerek politik alanda gerekse sanat alanında  30’lu yılların anlayışlarından hızlı bir kopuş süreci başlamıştı. Ülkede ve dünyada farklı bir süreç yaşanıyordu. Peki sanat alanı buna nasıl ayak uyduracaktı?
Eski ve teslimiyetçi bir duruşta ayak diremek isteyen sanatçıların bir kısmı kendilerini ödenekli kurumların çatısı altına atmaya çalışırken Zeki Alasya zorlu arayışların içine girme yolunu seçenler içindeydi.
Tiyatronun “Robert Kolejli tayfası” içinde anılmasına karşın o çevreyle sanatsal bir ilişki kurmayan Alasya, o yıllarda arayış içindeki bir dolu genç gibi o da Milli Türk Talebe Birliği ( MTTB) sahnesinde buluyor kendini. MTTB sahnesinde o dönem bir araya gelen oyuncular adeta 60’lı yılların tiyatrosunun mimarları oluyorlar.
Yeni metin yazılımından yeni sahnelemelere, oyunculuk denemelerine bir dolu çalışma ürüyor MTTB sahnesinde. Alasya bir dönem buralarda amatör tiyatro alanında yer alıyor.
Alasya için amatör tiyatro 1964 yılında noktalanıyor. Beyoğlu’nda GenAR tiyatrosunun kadrosunda yer alan Alasya bu toplulukta “Mister Nato”, “Kargalar Okulu”, “Şampanya ve Viski” oyunlarında değişik roller oynuyor.
O dönem tiyatro yapmanın zorlu yollarını bir söyleşisinde Alasya şöyle dillendiriyor;
GenAr Tiyatrosu diye bir tiyatro vardı, Beyoğlu’nun ara sokaklarından birinde çok küçük bir tiyatroydu, en fazla 90 kişilik bir salonu vardı. Tiyatroya meraklı, ünlü, zengin bir zat-ı muhterem her sene cebinden çok ciddi paralar harcayarak ve her sene muntazaman zarar ederek destek oluyordu. Kulakları çınlasın, arada bir anıyorum kendisini. İşte onun kurduğu tiyatroda çalıştık biz. Çok fena zarar ettik, öyle böyle değil. Kışın bir Anadolu turnesine çıktık, kış turnesi müthiştir. Eksi 15, eksi 20 derecelerde. Şöyle sıcacık bir örnek vereyim: Otobüsle seyahat ediyoruz. Siz bilmezsiniz, gazla çalışan, bacası olmayan, yuvarlak Alaaddin sobaları vardı. Gazı kendi içinde bitirirdi, duman da çıkmazdı. Otobüsün kaloriferi yetmediği için, o Alaaddin sobalarından biri benim kucağımda, biri Metin’in kucağında. Birimiz otobüsün orta yerinde, diğerimiz öbür tarafında oturuyoruz, otobüsü ısıtıyoruz. Ama soba hep kucağımızda çünkü yere konamıyor. Arada sobayı ön cama tutuyoruz, buzlanmasın diye. Öyle bir turne yaptık efendim.”
1965 yılında Alasya’nın yolu tiyatro ustası Ulvi Uraz ile kesişiyor. Uraz ülkede politik birikimi ve geçmişi olan ender sanatçılardan biri. Çevresine o günlerin yetenekli gençlerini topluyor.
Zihni Küçümen, Ahmet Gülhan, Suzan Ustan, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Ali Yalaz, Ercan Yazgan gibi oyuncuların yer aldığı ekip sanat yaşamlarını etkileyecek bir yazar ve metinle karşılaşıyorlar. Rıfat Ilgaz ve “Hababam Sınıfı”.
Rıfat Ilgaz, 1956 yılında yazar İlhan Selçuk’un sahibi olduğu “Dolmuş” adlı mizah dergisinde “Stepne” takma adıyla kaleme aldığı “ Hababam Sınıfı” yazılarını Karamürsel’de üçüncü sınıf bir otel odasında oyuna dönüştürüyor. Daktilosu olmadığı için bir köy katibi ile dilekçe fiyatı üzerinden beş liraya anlaşıyor. Ilgaz okuyor köy katibi yazıyor. Oyun metni hızla Ulvi Uraz’a teslim ediliyor. 1966 da sahneleniyor. Üç ay boyunca kapalı gişe perde açıyor.
“Hababam Sınıfı” oyununda bir araya gelen Zeki Alasya, Metin Akpınar ve Ahmet Gülhan üçlüsü hep birlikte perde açacakları bir tiyatronun düşlerini kurmaya başlıyorlar.
Beyoğlu’nda yazar Haldun Taner’le karşılaşan Zeki Alasya onun “Kabare Tiyatrosu” kurma önerisini bir çırpıda kabul ediyor ve Alasya’nın sanat yaşamında yirmi yılını kaplayacak Devekuşu Kabare Tiyatrosu böylece harekete geçiyor.
Devekuşu Kabare Tiyatrosu gerek sahnelemesiyle gerekse sahne-izleyici ilişkisiyle o günlerde ülke tiyatrosunda farklı bir rüzgar estiriyor.
İzleyicilerin bir yandan oyun izleyip bir yandan içki içebildikleri ve o günlerde palazlanan küçük ve orta burjuvaziye hitap eden Devekuşu topluluğu oyun olarak da o sınıfa hitap eden içinde belli muhalif ögeler taşıyan oyunları sergiliyor.
Oyunlarını genel olarak Zeki Alasya’nın sahnelediği Devekuşu Kabare tiyatrosu adı “Kabare” olmasına karşın batıda karşımıza çıkan Kabare tiyatrolarından farklı bir yapıdaydı.
Fıkra yapısı taşıyan kısa metinleri göstermeci bir oyun üslubuyla sahneleyen topluluk süreç içinde kendine özgü bir oyunculuk biçemini de geliştirmeye koyuluyor.
Alasya ve Akpınar bu tarzı şöyle anlatıyorlar:
Bizim kabare tiyatromuzda rol alacak bir oyuncunun özellikleri sıradan bir tiyatro oyuncusundan farklı olmalıdır. Akpınar bir seminerinde sıradan bir oyuncunun kendisini ses, mimik, ağız, şive, kulak hafızası yönünden geliştirebileceğini ancak kabare oyuncusunun bütün bunların yanı sıra hızlı düşünme ve hızlı hareket edebilme, partnerinin gözünden onun nereye gideceğini, sahnede nasıl bir tutum takınacağını anlama, partneri beş hamle yapıyorsa bu beş hamleyi birden algılayıp görebilme gibi özelliklere sahip olması gerektiğini belirtir. Oyuncu adeta hem kendi öz yaşantısında hem de oyunda canlandırdığı tip de yukarı- da anlatılan özelliklere sahip olmalıdır. Bir kabare oyuncusu olmamakla birlikte büyük usta İsmail Dümbüllü’nün zekâsı, sahnede anında değişen durumlara çok çabuk ayak uydurma becerisi bilinmektedir. Seyircinin oyunu yönlendirmesi, oyunun onlarla birlikte devinmesinden dolayı oyuncunun da sahnede o anda olabilecek değişikliklere ayak uydurabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Oyuncu doğaçlama yapılan bir espriye gene doğaçlama karşılık verebilecek kıvraklığa sahip olmalıdır”
1978 yılına kadar  “Astronot Niyazi”( 1970) , “Ha Bu Diyar” (1971), “Vatan Kurtaran Şaban”, “Dün Bugün” (1971), “Aşk-u Sevda” (1973), “Dev Aynası” (1973) oyunlarını sergileyen  Devekuşu topluluğu o yıl bir yol ayrımına gidiyor ve yazar Haldun Taner , oyuncu Ahmet Gülhan topluluktan ayrılarak oyuncu Uğur Yücel ve Cem Özer’i aralarına alarak Tef Kabare Tiyatrosu’nu kuruyorlar.
Zeki Alasya ilk on yılında Haldun Taner, ikinci 10 yılında ise onsuz devam ettiği Devekuşu Kabare sürecini şöyle değerlendiriyor:
“Haldun Bey (Taner) Devekuşu Kabare’nin ilk 10 senesine damgasını vurmuş bir dramaturg, oyun yazarıdır. Çoğunlukla Haldun Bey’in oyunlarını oynadık, başka oyunlar oynadığımızda da dramaturji Haldun Bey’indi. O bakımdan doğru yaptığımızı düşünüyorum. Haldun Bey’in bizden ayrıldığı ikinci on yılda, tiyatro Metin’le ikimizin üzerine kaldığında, eli yüzü düzgün kabareler de yaptık, çok sudan kabareler de. Ama hepsinin altına imzamı atarım, ortalaması
vasatın çok üstünde olan işlerdi bunlar. Bugün ne yapılabilir diye tartışabiliriz ayrıca ama bugün sit-com’lar, tek kişilik şovlar yapılıyor, doğru dürüst bir eleştiri görüyor musunuz hiç bunlarla ilgili? En önemlisi, cesaret diye bir şey var, yani bir para geliyor bir yerden, mani olurlar, alamayız o parayı. Korku diye bir şey var, ne yaparsanız bir şey bulurlar. İşte adamlar içerdeler yahu, üç senedir içerde olan adam var yani. Sizi de içeri atar, çoluk çocuğunuz perişan olur diye de pekâlâ ikna edebilirsiniz kendinizi, kimseyi de suçlamıyorum. Ama galiba biraz cesaret lazım, biz o döneme göre cesaretliymişiz.”
Alasya 70’li yılların ortasında tiyatronun yanısıra sinemaya yöneliyor. Önceleri kimi tarihi filmlerde kötü karakterleri canlandıran Alasya, daha sonra yönetmen Ertem Eğilmez’le ortak çalışmalara girişiyor.
Alasya o günleri şöyle anlatıyor:
“Mesleklerimizde iyi kötü bir çizgi yakalamış, belirli bir şöhreti yakalamış insanlarız ama buna hiç bakmadan, üç seneye yakın her gün sabah 8’de Ertem Abi’nin Alman Konsolosluğu’nun hemen yanındaki sokakta bulunan evinde toplanıp çok ciddi bir çalışma yaptık, bir okul doğdu. O okuldan kimler yetişti, o okulda kimlerin emeği var… O okulun çalışmalarının sonunda işte hâlâ sevilen, hâlâ seyredilen bu filmler çıktı ortaya. Eugene Vale diye ünlü bir senaryo yazarı vardır biliyorsunuz. Onun kitapları vardır, TV senaryosu sinema senaryosu diye çok doğru şeyler yazmıştır. Yıllar sonra TÜRVAK diye bir okulda oyunculuk bölümünün başkanı olduğum dönemde öğrencilerime oyunculuğu anlatırken en çok faydalandığım kişilerin başında Eugene Vale geliyordu. Bu adamın kitaplarını tercüme ettirelim dedim. Herhangi bir konu Ertem Abi’nin aklına yatarsa, yapması bir gün alıyordu, öyle çılgındı. Ben onu söyledikten bir hafta sonra Eugene Vale’in kitapları elimizdeydi. Derhal çoğalttık, onların üstüne çok sıkı çalışmalar yaptık. Ertem Eğilmez’i çok seven yönetmenlerin gelip bize ders verdikleri oldu. Atıf Yılmaz’lar, Osman Seden’ler… “Köyden İndim Şehire”, “Salak Milyoner” gibi filmlerin senaryolarını aylarca çalışarak ortaya çıkardık. Film çekilecek mi çekilmeyecek mi diye düşündüğümüz yoktu tabii. Doğru senaryo yazmaya, kendimiz bazı kuramlar getirmeye çalışıyorduk. Bunlardan biri mesela, karakterler önlerine gelen yeri kazıyorlar. “Bir cümle” diyor Eugene Vale, “önce bir cümleye ihtiyacınız var” diyor. Biz o cümleyi “İstanbul’un taşı toprağı altındır” olarak belirledik. “Her büyük şehrin taşı toprağı altındır” demiyor, “İstanbul’un taşı toprağı altındır” diyor, dolayısıyla İstanbul’a geldik, orayı kazıyoruz. Biliyorsunuz kazdık, dönüp dolaşıp Dolmabahçe Stadı’nın altından çıktık. Bunlar çok önemli bir şeyin altını kazacaklardı, aradım taradım, en sonunda Taksim Meydanı’ndaki anıt yıkılacak, AKM yıkılacak, düşünebiliyor musunuz? Ertem Abi bir küfretti ama nasıl küfretti bilemezsiniz, kestik sesimizi, o gün başka şeyler konuşuldu. Ben her yere erken giderim, ertesi gün de yine en erken ben gittim. Bana “müthiş bir buluş, seni tebrik ederim” dedi Ertem Abi. “Yalnız” dedi “benim o dünkü hiddetimin sebebi, bizim imkânlarımızla Taksim Anıtı’nı ya da AKM’yi filan yıkmanın mümkün olmamasıydı. O değil de, kendi evimizi yıkalım” dedi. Filmin sonu da öyledir biliyorsunuz, bu salaklar en sonunda kendi evlerinin altını kazarlar ve ev başlarına yıkılır”
 
Alasya süreç içinde sinemada oyunculuğun yanı sıra yönetmenliğe de el atıyor “Aslan Bacanak” filmiyle başlayan süreçte  “Sivri Akıllılar”, “Caferin Çilesi”, “Petrol Kralları”, “” Köşe Kapmaca”, “Vay Başımıza Gelenler” gibi filmler yapıyor.
Alasya tiyatro ve sinema alanının ardından televizyona yöneliyor. “Hastane”, “Yerim Seni” gibi diziler 90’lı yıllarda yoğun izlenen yapımlar oluyorlar.
Alasya’nın son yıllarına ise sıradan sinema filmleri ve diziler damgasını vuruyor. “Cennet Mahallesi”, “Akasya Durağı”, “Küçük Ağa” gibi dizilerde oyunculuk geçmişinin çok gerisinde kalan yapımlarda oynamak durumunda kalıyor..
Zeki Alasya uzun yıllar emeğini harcayarak, patronluk yaparak kazandıklarını yatırdığı ticari işlerinde kaybetti. Bu yüzden de yaşamını yitirdiği 2015 yılına kadar zorlu ve yıpratıcı iş koşullarında çalışmak zorunda kaldı.
Sanat alanında Alasya, toplumcu bir duruş yakalamaya çalıştı. Ancak yakaladığı ünlenme düşlediği adımları atmasına engel oldu. Yaşamına egemen olan hep ikilemler oldu. Toplumcu bir çizgide çıkışlar yapmak istedi ancak seçtiği yaşam biçimi onun önünde bir engeldi. Nitelikli yapımlar var etmek için çaba harcadı ancak çok sıradan işlerin içinde ömür tüketti. Sürüklendiği her çıkmazın içinde bu ikilemlerin izlerini görmek mümkün.

Etiketler :

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

hdp
HDP: Hayır Hepimiz Kazanalım

Halkların Demokratik Partisi referandum kampanyasına, ”Hayır,Hepimiz Kazanalım’ sloganıyla başladı HDP Referandum kampanyasına Diyarbakır,

aysegul-terzi-olmeliydin-diyenler-var-188019-5
Ayşegül Terzi: Kendimi hapse atılmış hissediyorum

Ayşegül Terzi’ye otobüste saldıran ve ilk duruşmada tahliye edilen Abdullah Çakıroğlu, sokakta özgürce dolaşırken, Terzi duruma tepkili. Posta’dan Işıl

anne
Cumartesi Anneleri:604.Buluşmada Mehmet Ağar’a Öfke

Cumartesi Anneleri, Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın gözaltında kayıplar ve faili meçhul cinayetlerle ilgili sözlerine tepki gösterdi. Gözaltında