YASAKLI KÜLTÜRLERİN KAZANIMLARINA İHTİYACIMIZ VAR

Ana Sayfa » Gündem » YASAKLI KÜLTÜRLERİN KAZANIMLARINA İHTİYACIMIZ VAR
Paylaş
Tarih : 21 Ocak 2015 - 11:50

Gerçek İstanbul okuyucularını muhabbetle selamlıyorum. Belletilmiş dünya tarafından bilincin ayaklar altına alınmasına direnelim; yasaklı kültürlerin kavga güncelerini, günümüze taşıyarak okuyalım; direnelim-okuyalım ki hazır olarak verilenin ya da belletilenin dışına çıkıp kendimizle buluşalım, diyorum. Çünkü sözlerimiz hallerin eline esir düştü; onları esaretten kurtaralım ve özgün anlamlarına kavuşturalım; konuşurken ötesinde dinlerken sorgulayalım, kavuşturalım-sorgulayalım ki yaşanan anın ve geleceğin tehdidini ortadan kaldıracak olan başkaldırımız bizden uzaklaşmasın, diyorum. İçimizi elden geçirmenin zamanı geldi de geçti bile, diye bağıralım; bağıralım ki bizi bizden ayırma girişimleri boşa çıksın, diyorum.

Yasaklı kültürlerin bilgisini yaşamın hizmetine vermenin yolu bir yönüyle böylesi bir çalışmadan geçer. Eksikliği yaşam bağışlamaz, boşluk da tanımaz; ne olup ne bitiyor demeye fırsat bulamadan tarih egemenin hizmetine giriverir ve biz de bu tarihin hizmetçileri olup çıkarız. Böylesi bir son yakalandığında, ölüler yaşayanları bir bir gömmeye başlar; tarihimiz bizi inkâr eder.

Yasaklı kültürlerin acılarını ve anılarını, nereye gideceğimizi belirten bilinç ışıldakları durumuna getiremezsek nereden geldiğimizin bir anlamı kalmaz. Dünü unut, bugüne boş ver; hızlı daha hızlı ileriye git demek; yarına öykünme adına içimizdeki insana hayvanca direnmek anlamına gelir. İnsan dünyasında her şey ancak yasaklı geçmişe ya da daha doğrusu yasaklı olana götürülerek kavranabilir: Yasaklı tarihe ya da yasaklı kültüre zorunlu olmamız bu nedenledir. O zaman şöyle demek gerekir: Yasaklı tarihine ya da yasaklı yanına dönemeyenler insanı, günlük yaşamın içinde, onu gözlemleyerek tanımaya çalışırlar. Böylesi durumlarda genellikle bilgi ile görüntü birbirine karıştırılır. Çünkü gerçeklik dediğimiz şey, kimi kez önümüzde somut olarak dursa da çıplak gözle kavranamayacak denli karmaşıktır.

 

Emperyal güçler halkları, egemenlere karşı ortak bir iradeyi dışa vuran bir güç olmaktan çıkardı; kalabalık durumuna getirdi ve orada tecride aldı. Devletler Ortodoks kültüre yatırım yaptı, yasaklı inanç-düşünce ve felsefeleri tecride aldı; ana etnik gruplar, kendi kanına yatırım yaptı, diğer etnik yapıları tecride aldı. Sistem kadını erkeğin evrenselliğinde, erkeği de sistemin amacında tecride aldı. Şimdi tecridi nasıl kıracağımızı tartışıyoruz.

 

Özetle çağımız insanı tutsak, şimdiyi inkâr edemiyor; geleceği ve geçmişi şimdi yapamıyor. Egemenin düşünde, kendini yitirmiş durumda. Şimdiden uzaklaşmayan şimdi, beyinlerimizi zincire vurmuş,  hiçbir düşünceye artık izin vermiyor.

 

Öyleyse durmayalım; bedenimize ve doğaya ilişkin bilgiyi yanımıza alıp hiçliğimize taşınalım; sonra geleceği kuracak olan acılara-sıkıntılara binip hiçliğimizden feryatlar içinde doğalım. Bunu başarabilirsek yaşarken can çekişebiliriz. Can çekişebilirsek eğer tecridi kırabiliriz.

 

Yasaklı Kültürler

Bilme Kültürü Değil, Değiştirme Kültürü

 

Ortodoks din kültürü, kutsal mitolojilerden de yararlanarak salt bilgiye ulaşmaya çalışır; bilmeyle yetinir, dünyayı değiştirmek diye bir derdi yoktur. Çünkü kendisi de değişmez; önsüz-sonsuz ve aynıdır.

Buna karşın yasaklı kültürler, bilme kültürü değil, değiştirme kültürüdür: Bilgi, deneyime yönelip eylem durumuna gelemiyorsa iptal demektir. Anlaşılacağı gibi bilgi, deneyimlerin toplamıdır. Yasaklı kültürlerin kütüphanelerden ve kitaplardan çok alanlardan öğrenilmesi, bu nedenledir. Doğal olarak ancak eylem-etkinlikle içselleştirilip taşınabileceği için, önce kendini sonra ilişkide bulunduğu dünyayı değiştirir. Bilinci, bilme kültürünün değil değiştirme kültürünün bir parçası olarak tanımlar. Ve teolojinin, kendisine gizli kalan içrek bir antropolojiden başka bir şey olmadığını dosta-düşmana anlatmaya çalışır. Tasarımın mantığı gereği, insan Konuşan Tanrı’dır artık. Yükümlülükleri yaşamsaldır: Ne yapacağız?, sorusunun yanıtını bize seslendirmeye çalışır ve şöyle haykırır: Sistemin aklının nesnel sınırlarını aşıp teknolojik aklın taşıyıcısı uzmanların/bilim-insanlarının güvenli alanlarını terk edeceğiz; pusulasız-rehbersiz, güvenli olmasa da ezilenlerin geleceğine gebe yolculuğumuzu sürdüreceğiz. Sistemle taraf sağduyunun zorbalığından ve çoğunluk durumundaki ortalama insanın tasallutundan kendimizi kurtaracağız.

 

Yasaklı Kültür Tarihini

Nasıl Kurtaracağız

 

Resmi tarihin sınırlarının dışına taşınmadan, oradaki yasaklı tarih güncellenmeden tarih kurtarılamaz:

Diğer taraftan Walter Benjamin’in belirttiği gibi, “Geçmiş bugünden kurtarılmalıdır”: Her iki anlayışı birlikte düşündüğümüzde tarihi kurtarmak için, resmi tarihin dışına taşınıp oradaki yasaklı tarihi güncellemek, daha sonra da güncellediğimiz bu yasaklı tarihi bugünün saldırısından korumak gerektiği anlaşılır.

Yasaklı kültürlerin tarihi, sözlü tarihtir; bu nedenle kitaplarda ya da kütüphanelerde değil, adına hafıza dediğimiz gönül kayıtlarında gizlidir. Yazma yönteminden çok, sözel zeminde ezberlenerek taşınan bir tarihtir bu. Yasaklı tarih, yasaklı geçmişin bilgisidir: Yasaklı tarihsellik ise yasaklı geçmişin şimdileştirilmesidir. Yasaklı topluluklar,  tarihlerine bireysel, ötesinde toplumsal katılım sağlamak istiyorlarsa, geçmişi şimdinin bilincinde yoğurmaları gerekir. Ancak o zaman yasaklı bilinç, henüz gerçek olmayan gerçeğe uzanabilir, yani tarih, tarihi aşabilir. İşte o zaman olanaksızı isteme hakkına sahip olabiliriz; olanaksız için ölünebilir artık.

Diğer taraftan yasaklı tarih felsefesi yorumcudur; geçmişte olup bitenlerin nedenlerini araştırır; ana konusu toplum ve toplumsal yaşamdır. İnsana özgü bir toplum ve insana özgü bir toplumsal yaşam kurmayı amaçlar. Yöntemi ise toplumsal olayları etkileyen nedenler olarak öne çıkan üretici güçlere dayanarak toplumsal değişmeyi kanıtlama temellidir.

Bütün yasaklı kültürlerde, iki kitap iki kültür, algısı canlıdır: Sözel kültür ve yazılı kültür; yazılı kültürün kitabı, somuttur; sözlü kültürün kitabı ise somut değildir hafızadır. Hafızayı taşıyan insandır; hafıza denilen kitap yüzden okunduğu için, sözgelimi, Anadolu’nun yasaklı kültürü Kızılbaşlıkta insan, okunacak en büyük kitaptır.

Yasaklı kültürlerin felsefesini-öğretisini-inancını ve inanç uygulamalarını, üç sunumla, bizi dinlemek için mekânımıza-meydanımıza gelen canlara-yoldaşlara vermek istiyoruz: Üçlü sunumun birinci ayağı 30 Ocak 2015 Cuma akşamı saat: 20.00’de Avcılar Kemal Bozan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecektir.

 

Neyse fazla lafa gerek yok: Sonsöz İbreti’nin. İbreti(*), yasaklı felsefesinin izinde yürüyerek metafizik dinleri ve bu dinlerin önde gelen kimliklerini, ibadethanelerini nasıl yadsıdığını, nefesinin cüretiyle bize aktarıyor:

 

Bir Şah olsam hükmeylesem cihana

Kilise, mescidi yıkar giderdim

Okullar yapardım bütün insana

Cehaleti kökten söker giderdim

 

Fabrikalar kurar idim her yerde

İkiliği kovar idim bu serde

Ayrı gözle bakmaz idim bir ferde

Cihana bir gözle bakar giderdim

 

Gerçek insanları bilirdim Allah

Ondan gayrisine tapmazdım billah

Ne Kâbe kalırdı ne de Beytullah

Yerine bir arpa eker giderdim

 

İnsanlıktan başka olamazdı cennet

Yok olurdu İsa. Musa, Muhammet

Kalkardı dünyada mezhep, tarikat

Dinlerin bağını çözer giderdim

 

Bir olurdu zengin fakir her zaman

Çaresiz dertlere olurdum derman

Ne gâvur kalırdı ne de Müslüman

Tümünü bir yola çeker giderdim

 

Gece gündüz çalışırdım millete

Bir faydalı kul olurdum elbette

Bir ırmak olurdum Güneş’ten öte

Yeni fezalara akar giderdim

 

O günü görseydim yüzüm gülerdi

Dünyada insanlar bayram ederdi

Ne bir silah ne bir atom kalırdı

Bir ulu deryaya döker giderdim

 

İbreti der varlığımız bitmezdi

İnsanoğlu yanlış yola gitmezdi

Ayrı gayrı devlet icap etmezdi

Dünyaya bir bayrak diker giderdim.

 

(*)1920-1976. Sarız’ın Kırkısrak köyünde doğdu. Asıl adı Hıdır Gürel’dir. Geçmişi Akçadağ’dan göçen bir aileye dayanmaktadır. Âşıklık geleneğinin yoğun olduğu bir aile ve yörede büyüdü. İlk deyişleri köylerine gelip giden dedelerden öğrendi. Zaman içinde cemlerde dinlediği dede ve zâkirlerden öğrendikleriyle de bilgisini pekiştirdi.

 

Etiketler :

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

akp-sandik-gorevlileri
AKP’nin seçim günü sandık görevlilerine gönderdiği mesajlar ortaya çıktı

YSK’nın ‘mühürsüz oy pusulası’ kararına ilişkin tartışma sürerken, referandum günü AKP’li sandık müşahitlerine mühürsüz

turkiye-turizm-haritasi
Turizmde kaybeden ülke Türkiye

Türkiye Otelciler Birliği’nin (TÜROB) Almanya pazarına ilişkin hazırladığı raporda, 2011-2015 döneminde Türkiye’ye gelen Alman turist

referandum-tepkisi
Evet sonucu gayrimeşru’ demek suç oldu

Büyük seçim usulsüzlüklerine sahne olan ve mühürsüz oyların damga vurduğu referandumun ardından sonuçları tanımadığını belirten milyonlarca