NEVRUZ-NEWROZ

Ana Sayfa » Son Dakika » NEVRUZ-NEWROZ
Paylaş
Tarih : 23 Mart 2015 - 12:48

17-18-19 Şubat günleri Hızır’ın dünyayı ziyaret günleri olarak algılanır. Dünyayı ziyaret eden Hızır kor-ateş anlamında cemre kimliğine bürünür ve 20 Şubat’ta havaya düşer, yani havayı döller; 27 Şubat’ta suya, 6 Mart’ta toprağa düşer, yani onları döller. 20 Şubat’ta hava bayramı, 27 Şubat’ta su bayramı ve 6 Mart’ta toprak bayramı kutlanır. 13 Mart’ta ise sıcaklık yürüyen hava, su ve toprak ısınır ateş olur. Bu nedenle bugün de ateş bayramı olarak kutlanır. 21 Mart’ta, yani Nevruz’da, doğanın doğum gününde, Hz Ali’nin doğum gününde, daha önce ateşle buluşup gebe kalan hava, su ve toprak doğurur. Ve hava, su ve toprak bayramı kutlanır.
Doğanın doğumunun ilk müjdecisi çiğdem olduğu için bu bitkinin pembemsi beyaz yaprak rengi ya da sarı erkek organı rengi Ehlibeyt’i simgeler.
Halk takviminde 6 Mayıs, yazın başlangıcıdır ve bugün Hıdrellez olarak kutlanır. Söylenceye göre, ölümsüzlük suyundan içen iki ermiş olarak algılanan Hızır ve İlyas, her yıl 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece buluşup doğaya can vermek üzere anlaşırlar.
Hızır bitkilerin ve bereketin, İlyas ise suların ve hayvanların koruyucudur. Her şeyin yeniden hayat bulduğu Hıdrellez gecesinde dilenen dileklerin gerçekleşeceğine, hastaların iyileşeceğine, uğursuzlukların sona ereceğine, kısmetlerin açılacağına inanılır. Hızır erkânı kapsamında Hızır Gülbangı okunur:
-Tanrı’dan ruhsat alıp gebe kalan doğaya göz-kulak ya Hızır: Yetiş ya Hızır bizi kurtar.
Gel artık darda olanlarımıza elini uzat. Destur alıp cümle varlık doğurmak üzere; onlara ebelik yap. Girdiğin evlere dert girmesin; bastığın yerlerde güller açsın, ekinler yeşersin, bülbüller ötsün. Dokunduğun canlar dertlerden, uğursuzluklardan ve hastalıklardan arınsın.
Gel artık bir türlü gerçekleştiremediğimiz isteklerimiz, dileklerimiz berekete dönüşsün; özlemlerimiz kırılsın yeni özlemler oluşsun.
Gel artık özlem denen atımıza bindirelim seni, düşlerimizde gezdirelim. Ali ol, Hace Bektaş Veli ol; dondan dona bürün, bize öğretmenlik yap.
Senin için oruç tutuyoruz gel artık: Umudumuzu doğurtalım.
Dil bizden, nefes hizmet pirlerimizden olsun. Gerçek erenler demine Hû! Eyvallah!
Orta Asya varoluş tasarımlarında, kıştan sonra gelen ılık günler, Göktanrı’nın sperması olarak algılanan kutsal ışıktan gebe kalan havanın, suyun, toprağın, yani nesne-ananın, ötesinde bitki-ananın ve hayvan-ananın doğum yaptığı gün-ler olarak algılanır. Kıştan önce ölmüş olanlar, kıştan sonra yeniden doğar. Atalar tapımı, doğa tapımının üzerine taşınır ve daha önce ölmüş ata ruhları-nın, bugünlerde dirileceğine inanılır.
Bu nedenle Orta Asya topluluklarında bahar bayramları, Tanrı makamı ve ata ruhlarının evi olarak algılanan yüksek tepelerdeki mezarlıklarda kutlanır. Gök ve Yer tanrılarına kurbanlar sunulur, kımız içilir ve şenlikler düzenlenir.
Orta Asya bahar bayramlarının izleri Anadolu coğrafyasında son derece canlıdır: Nevruz ve Hıdırellez bayramları, benzer özellikler gösterir.
Alevilikte Nevruz ya da Newroz, Hz. Ali’nin doğduğu ve evlendiği gün olarak algılanan, eski İran takvimine göre yılın ilk günüdür(21 Mart). Doğa-tanrıcılık ve insan-tanrıcılık temelli tasarımlarda ise yaşam ve ölümsüzlük deposu olarak algılanan doğanın ya da gebe kalan kışın çocuğu olan ateşin doğum günüdür Nevruz ya da Newroz. Bu ortak algılanışa karşın kimi topluluklarda ya da etnik yapılarda farklı anlamlar kazanarak zenginleşmiştir.
Nevruz ya da Newroz, doğanın değişiminden kaynaklanan, zamanla halkın ya-şamına, yaşam felsefesine sızan ve toplum vicdanında ortak bir yargı durumu-na dönüşen gülme, sevinme, ışıkla bezenme gücüdür. Bir bakıma kışın soğuğun-dan, karından kurtuluş, yeşeren, can bulan doğaya çığlık çığlığa bir öykünme-dir. Bu nedenle Nevruz ya da Newroz, dünyanın canlanmasını, karanlık günle-rin geride kalmasını, sıcak günlerin devreye girmesini, aydınlığın çoğalmasını ve bolluğu, bereketi temsil eder.
Tanrı olarak algılanan doğa, bugün doğmuştur; bu doğumla görünmeyen tanrı-sal öz, bugün görünüşe taşınmış; su, toprak, ateş, maden ve bitki, Tanrı’nın ço-cukları olarak bugün dünyaya gelmiştir.
İnançta, doğmayan ve ölmeyen doğa bir olanaksızlıktır; doğan ve ölen doğa ise bir olanaktır. İlk doğum ürünü ışıktır: Işığı içen gebe kalır ve doğurur. Çünkü ışık, doğanın doğurma gücünü simgeler; inançta, Tanrı’nın spermalarıdır.
Nevruz ya da Newroz olgusunun düşüncede görülebilmesi, somutta kavranabil-mesi için ışık tasarımının doğru algılanması gerekir. Işık, doğadaki gizil nesnel-liğin açığa çıkmış biçimidir. İnançta bu biçim Göktanrı’nın ruhu olarak kimlik-lendirilmiştir. Bahar günlerinin yaklaşmasıyla ışık havayı, suyu, toprağı, hay-vanı ya da bitkiyi döller; gebelik süresi dolar; 21 Martta doğum gerçekleşir.
Türkler’de ve Moğollar’da, toplumsal yeniden diriliş tasarımları, Ergenekon destanına bağlanmıştır: Oğuz Han’ın ölümünden sonra Göktürkler’e sırasıyla Gök Han, Ay Han, Yıldız Han, Deniz Han ve İl Han başbuğ olur. Son başbuğ döneminde Göktürk ege menliğine girmek istemeyen yabancı boylar; özellikle Tatarlar, birleşip İl Han’a saldırır: Savaşta Göktürkler yenilir ve kılıçtan geçiri-lir. İl Han’ın oğlu Kayı ile yeğeni Dokuz Oğuz ve eşleri tutsak edilir. Tutsaklar, bir süre sonra kaçarak Göktürk yurduna giderler; topladıkları hayvanları da yanlarına alarak güvenli bir yurt peşine düşerler. Bir kurdun ayak izlerini takip ederek, geldikleri yoldan başka geçidi olmayan yemyeşil bir yer bulurlar. Ve buraya Ergenekon adını verirler.
Bu iki Göktürk’ün çocukları, birbirleriyle evlenerek çoğalırlar. Aradan 400 yıl geçer ve artık Ergenekon’a sığmaz olurlar; çıkmak isterler ama çıkış yolunu bu-lamazlar. Derken bir demirci gelir; dağda bir demir madeni olduğunu, dağın ateşe verilmesi durumunda çıkış yolunun açılabileceğini söyler. Demircinin önerisine uyulur ve dağın çevresine yeteri kadar odun-kömür yığılır; yetmiş bü-yük körükle tutuşturularak dağ ateşe verilir. Böylece dağ erir ve bir çıkış tüneli açılır. Göktürkler, bu tünelden yararlanarak Ergenekon’dan çıkarlar (21 Mart). Ve çıkış günü, yani nevruz, her yıl bir parça demir eritilerek kutlanır.
Bu destanın farklı bir anlatımı da vardır: Göktürkler, komşu bir ülkeye yenilin-ce, 10 yaşındaki bir çocuk dışında hepsi yok edilir. Çocuğun elini, ayağını kese-rek bir bataklığa atarlar. Bir dişi kurt gelir, çocuğu besler. Çocuk büyüyünce dişi kurtla birleşir; kurt gebe kalır. Düşmanları onun yaşadığını duyunca asker gönderir. Kurt, çocukla birlikte bir dağın eteğindeki mağaraya sığınır. Burada 10 oğlan doğurup büyütür. Oğlanlar evlenerek çoğalırlar; ber birinden bir soy türer. Birkaç kuşak sonra mağaradan çıkarlar (21 Mart) ve Avarlar’a demirci olurlar. Bu nedenle nevruz bayramı, atalar mağarasının önünde kutlanır.
Ergenekon Destanı, sonraları Moğollara uyarlanmıştır: Moğollar’ın başında İl Han vardır; Tatarlar’ın başında ise Sevinç Han. Sevinç Han, Moğollar’ın üzeri-ne yürür; 10 gün süren savaşı Moğollar kazanır. Bu kez Sevinç Han, hileye baş vurur: Çadırlarını kaldırıp koşmaya başlar; Moğollar oyuna gelir, onların peşi-ne düşer. Pusu daha önceden kurulmuştur; yapılan çarpışmada bu kez Moğol-lar yenik düşer: Tüm yetişkinler kılıçtan geçirilir; çocuklar tutsak alınır. İl Han’ın en küçük çocuğu Kıyan hayatta kalmıştır. Başıboş hayvanları da topla-yarak kaçarlar. Karla kaplı bir yolu izleyerek verimli yeşil bir alan bulup oraya yerleşirler. Ve yerleştikleri yere Ergenekon adını verirler. 400 yıl burada çoğa-lırlar. Sığmayınca göçmeye karar verirler. Bir çıkış yolu ararlar, ancak bula-mazlar. Derken bir demirci gelir; dağda bir demir madeni bulunduğunu, eritilir-se çıkış yolu açılabileceğini belirtir. Demircinin önerisine uyulur; dağın çevresi-ne yeteri kadar odun-kömür yığılır; 70 körükle canlandırılarak dağ ateşe verilir; dağ eriyince çıkış tüneli açılır. Moğollar, Ergenekon’dan kurtulur ve yeniden doğuş gerçekleşir (21 Mart).
Zerdüştî zeminde ışık, doğadaki gizil nesnelliğin açığa çıkmış biçimidir. İnançta bu biçim, Ahuramazda ya da O’nun kutsal ruhu Spenta-Mainyu olarak kimlik-lendirilmiştir. Aynı kimliklendirme Mithraizm’de Mithra için geçerlidir.
Demek ki Zerdüştlük’te Ahuramazda, Mithraizm’de Mithra, doğanın ilk çocuk-larıdır. İnançta bu çocukların serüveni, gizil nesnelliğin varlaşmasına engel du-rumda bulunan güçlerle savaşı biçiminde anlatılır.
Işık donundaki bu çocuk, 21 Mart’a yaklaşılırken önce havayı, ardından suyu, toprağı, bitkiyi ve hayvanı döller: Havanın döllenmesiyle hava ateş olur; su, toprak, cevher, bitki ve hayvan gebe kalır; 21 Mart’ta doğum gerçekleşir.
Newroz günü, ateşler yakılır ve üzerinden atlanır: Bu doğanın doğurma gücü olarak algılanan ve her şeyin varlaşma nedeni olan ateşin, ışığın, bunun kimlik-lendirilmiş biçimi olan Ahuramazda’nın kutsanmasıdır; kutsanarak ateşle, ışık-la yıkanmadır; yıkanarak günahlardan, olumsuzluklardan arınmadır.
Geçmişte Mithra tapımının egemen olduğu topraklarda, boğa kurban edilerek evrenin varlığa gelişi, yani doğanın doğumu kutsanırdı: Boğanın kanı, yaşam suyu olarak inanca taşınır ve su, haoma ya da şarapla temsil edilirdi. Boğanın eti ise yaşam yiyeceği olarak inanca taşınır ve ekmekle temsil edilirdi.
Bir taht üstünde Babil’e götürülen Kral Cemşid’in yüzü o kadar parlar ki halk O’nu Güneş’e benzetir ve -Gökte iki Güneş göründü!, derler. Ve Bugün yeni bir gündür anlamına gelen newroz sözcüğünü kullanırlar. Bu olay, izleyen dönem-de takvime bağlanır; her yıl zafer ve bahar bayramı olarak kutlanmaya başla-nır.
Demirci Kawa, Cemşid’in Babil’i ele geçirmesinden bu yana kutlanagelen zafer ve bahar bayramından yararlanır. Bayram için toplanan halkı dağlara çıkarır ve ateşler yaktırarak isyanı başlatır. Zamanla newroz bayramı ile başkaldırı olayı bütünleşir.
Söylenceye göre, Med Kralı Feridun’un babası Abidin, bir arslan tuzağına dü-şürülerek yakalanır ve beyni, Zalim Dahhâk’ın yılanlarına yedirilir. Çünkü Za-lim Dahhâk’ın omuzunda iki kara yılan vardır ve her biri her gün, birer insan beyni yiyerek yaşamak durumundadır. İnsaflı kişiler, 17 oğlunun beyinleri Dahhâk’ın yılanlarına yedirilen çocukların babası Demirci Kawa’yı kurtarmak için harekete geçer. 18. oğlunun beyni diye bir hayvanın beynini Zalim Dah-hâk’a sunarlar. Demirci Kawa, dağlara çıkar; Med halkını çevresinde toplar ve 18. oğlunu kurtarmak için Zalim Dahhâk’ın sarayını basar. Saraydan çıktıktan sonra oksitlenmeye bağlı olarak oluşan sarı, yeşil, kırmızı renkli deri önlüğünü bayrak gibi kullanarak isyanı zaferle sonuçlandırır.
Demirci Kawa’nın bayrak olarak kullandığı deri önlük, savaştan sonra İran’a götürülür ve kutsal bir anı olarak saklanır. Her yıl kutlanan newroz törenlerin-de krallar tarafından bu önlük üzerine mücevherler takılır.
İslamiyet İran’a yayılınca, deri bayrak halifeye götürülür. Üzerindeki mücev-herler ganimet olarak alınır; bayrak olarak kullanılan deri önlük yakılır.
Yukarıda anlatılan ve kutsal olanla ilişkilendirilen olaylar nedeniyle nevruz ya da newrozda mezarlıklar ziyaret edilir; Hakk’a yürüyenlerle konuşulur; onlara neler olup bittiği anlatılır; bir istekleri olup olmadığı sorulur. Daha sonra güniçinde doğaya çıkılır; doğaya teşekkür edilir; doğa nın kucağında doğayla birlikte eğlenilir. Gün gecesine kapanıp akşam olduğunda nevruz cemi tutulur; cemde doğanın doğum öyküsü anlatılır. Nevruza ya da newroza yüklenen yeni anlamlar seslendirilir.
Hem sabah, hem güniçinde, hem de akşamları cem tutulduğunda nevruz ya da newroz gülbangı okunur:
-Bismişah!… Allah Allah!…
Ruhsat verdiğin için cümle varlık gebe kaldı Tanrım. Işık oldun havaya düştün hava, suya düştün su, toprağa düştün toprak ateş aldı; her yer ateş oldu. Kışın çocukları bugün destur aldı: Doğa doğurdu; biz yaşarken doğurduk, Hakk’a yürüyenlerimiz yeni bedenlere taşınarak yeniden dünyaya geldi. Hepimiz, her şey bereket oldu. Bereketi-bereketimizi hakça paylaşalım. Cümle varlığın doğum gününü kutlayalım. Mezarlıklarımızı ziyaret edelim: Yeni bedenlerde dirilememiş, beden beden diye çığrışan Hakk’a yürümüş canlarımızın feryatlarına kulak verelim; oları doğuma hazırlayalım. Dağların-taşların, suların-bulutların hatırcığın soralım.
Hizmet pirlerimizin himmetleri üzerimizde olsun, doğuran doğanın olanaklarından yararlanmada bizlere yardımcı olsun. Sıcak Hızır günlerinde, bereket hasadında Pirimiz Hünkârımız Hace Bektaş Veli ihsanını bizlerden esirgemesin.
Gerçek erenler demine Hû! Eyvallah!

Etiketler :

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

hdp
HDP: Hayır Hepimiz Kazanalım

Halkların Demokratik Partisi referandum kampanyasına, ”Hayır,Hepimiz Kazanalım’ sloganıyla başladı HDP Referandum kampanyasına Diyarbakır,

aysegul-terzi-olmeliydin-diyenler-var-188019-5
Ayşegül Terzi: Kendimi hapse atılmış hissediyorum

Ayşegül Terzi’ye otobüste saldıran ve ilk duruşmada tahliye edilen Abdullah Çakıroğlu, sokakta özgürce dolaşırken, Terzi duruma tepkili. Posta’dan Işıl

anne
Cumartesi Anneleri:604.Buluşmada Mehmet Ağar’a Öfke

Cumartesi Anneleri, Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın gözaltında kayıplar ve faili meçhul cinayetlerle ilgili sözlerine tepki gösterdi. Gözaltında