Evlerimizi Savunacağız, ya da Barbarlık Kazanacak

Ana Sayfa » Köşe Yazarları » Evlerimizi Savunacağız, ya da Barbarlık Kazanacak
Paylaş
Tarih : 23 Şubat 2015 - 9:51

AKP inşaat sektörünü canlı tutarak siyasi etki alanını büyütme ve kırılgan ekonomik dengeleri sürdürmeyi umut ediyor. Fakat önümüzdeki dönem kent üzerinde uygulanan politikalar bütüncül değerlendirildiğinde, (yani kamusal alan, kamusal hizmetler, doğanın talanı ve barınma hakkı temelinde,) kriz dinamikleri taşıyan ve aslında birleştirildiğinde AKP iktidarını ve kapitalist sistemi çıkmaza sokacak direnişleri doğuracaktır.

Kentin neoliberal sisteme yeniden eklemlenme süreci AKP'nin riskli alanlar tarifi ile devam ediyor. İstanbul'u parsellere bölen ve siyasi etki alanı, rantsal değeri göz önünde bulundurarak riskli alanlar belirlendi. Örneğin Zeytinburnu’nda Sümer mahallesini keskin sınırlar içinde riskli alana alırken, dönüşüme uygun olmayan alanlar riskli belirlenmemiş.

2012'nin Mayıs ayında kabul edilen 6306 sayılı afet yasasında kentsel dönüşümün bütün yetkileri yerel belediyelerden çevre şehircilik bakanlığına aktarıldı. Böylelikle mücadele de yerel ölçekten çıkıyor, direk  merkezi iktidarı hedef alıyor.

Ancak önümüzdeki süreç iki nedenden  iktidarla halk arasında devrimci kırılmalara sebep olacak gibi duruyor. Bunlardan birincisi AKP inşaat sektöründe sağladığı likidite ile piyasayı canlı tutabilmekte, bunun için de yeni rant alanları açmak zorunda. Mevcut rant alanları bugüne kadar daha çok sahil şeridi, kamusal alanların TOKİ'ye devredilmesi yada direk sermayeye satışı ile sürdü.

Bu alanlardaki projeler özellikle arap sermayesini ülke içine soktu. Süreçte sahil şeridi piyasaya açıldı, limanlar garlar sermayenin birikim alanı olarak yeniden üretildi. Bu talan projelerine karşı mücadeleyi sürükleyen temel unsurlar ise doğa ve kent hakkı savunucularıydı. Orta sınıf, başka bir deyişle proleterleşen  bu sınıf, mücadelenin baş aktörü oldu.

Yeni gelişecek mücadele dinamiğinin temel aktörleri mülksüzler, yani kiracılar ve tapusuzlar olacaktır. Çünkü sermaye, birikim alanını artık kentlerin içine doğru yönlendiriyor.

Aslında bu süreç yeni başlamadı. Ankara dikmen vadisinde 1 Şubat 2007 yılında yıkım için gelen belediyeye destansı bir direnişle geri adım attıran Dikmenliler kentsel dönüşüm saldırısında örnek mücadeleyi ortaya koydular. İ.Melih Gökçek 8. yılında hala Dikmen'e girememişse bu tapusuz-mülksüzlerin barınma haklarını ısrarla savunmalarının sonucudur.

Örgütlenme ve mücadelede doğrudan demokrasi, halkın mücadeleye kendi öz deneyimleri yoluyla katılması, mücadelenin sürekliliği-kalıcılığı açısından önemli deneyim en ileri boyutuyla Dikmen Vadisi’nde yaşandı. 8 yıldır birçok yıkım saldırısına rağmen uzun süre ayakta kalan tek direniş örneği olmasındaki başarı, halkın öz deneyinin ve öz savunma bilincinin doğru oluşturulmasıdır. Barınma Hakkı Büroları ve Barınma Hakkı Meclisi, bu öz deneyimin sonucu oluştu. Ciddi direnişle karşılaşan iktidar süreci yumuşatmak zorunda kaldı.

AKP İstanbul’da Sulukule, Balat gibi yerlerde uyuşturucu yozlaşmayı bahane göstererek dönüşümü meşrulaştırırken, roman vatandaşları örgütsüzlüğünden yararlanarak Kayaşehir gibi İstanbul’un dışına atabildi. Ancak kentsel yağma projeleri iktidar için daha yeni başlıyor.

Önce 6306 afet yasasıyla İstanbul riskli alanlar olarak parçalara bölündü. Eski gecekondu mahalleri olmakla birlikte yeni tip imar planına uygun binaların da bulunduğu dönüşümden bahsediliyor.

Adı afet yasası olmasına karşın depreme karşı binaların güçlendirilmesine, belirlenen riskli alanlarda alt yapı çalışmalarının yapılmasına dair tek bir hüküm bulunmuyor. Bu yasanın merkezinde afet yok, sadece yapılaşma stratejilerinden bahsediliyor. Yasanın içeriği çok muğlak ifadeler taşıyan kurnaz müteahhit sözleşmelerine benziyor. Kesin hüküm taşımayan ifadelerle yurttaşların barınma hakkı merkezi yada yerel iktidarın insafına bırakılıyor.

Birçok yerde ilan edilen riskli alanlara karşı açılan davalar kazanıldı. Örneğin Gaziosmanpaşa’nın birçok mahallesinde riskli alan ilanına durdurma ve iptal kararları alındı. Böylelikle AKP’nin bir başka atağıda kısmen boşa çıkarılmış oldu. Fakat süreç devam ediyor.

Şu an TMMOB yasasıyla birlikte geçirmeye çalıştıkları torba yasa taslağında imar hakkı transferi ve imar borsası kurulması kararları vardı. Tapuların sertifika haline geleceği ve piyasada menkul değer olarak değerlendirebileceği söyleniyordu. Ayrıca kat irtifa hakkının sınırlı olduğu bölgelerde yada o bölgede imar hakkının sınırlandırıldığı yerlerde imar hakkının menkulleştirip başka bir alanda kullanılması hakkı getiriliyordu. Bu durum İstanbul’a ciddi bir yapılaşma yükü getirecekti,  bu durumda altyapı, ulaşım gibi hizmetler sağlanamayacak, ayrıca ciddi bir doğa talanına neden olacaktı.

Bununla birlikte Kentsel dönüşüm alanındaki parsel sahibi, İHT modelinden yararlanmak istediğinde (ki çoğu durumda başka tercihi olmayacak) kendisine imar hakkına dayalı bir sertifika verilecekti. Parsel sahibi bu sertifikayı (i) isterse hemen bunu almak isteyenlere satarak bu hakkını paraya çevirebilecek, (ii) isterse elinde tutarak değerlenmesini bekleyecek, hatta miras bırakabilecek, (iii) isterse de bu sertifikaların alım-satımının gerçekleşmesi için kurulacak olan İHT borsasına yatırarak işlem görmesini sağlayacaktı. Böylelikle kentsel dönüşüm alanlarında yaşanan arazisini ya da evini satmaya direnenlerin çıkaracağı sorunları, piyasa mekanizması kullanarak çözümlenmiş olacaktı.

Seçim öncesi böyle kritik bir saldırıyı göze alamayan iktidar torba yasadan imar hakkı transferini ve imar borsası taslağını geri çekti. Ancak kurmaya çalıştıkları neo-liberal kent politikalarını açığa çıkarması açısından önemlidir.

Kısacası önümüzdeki dönem AKP özellikle yoksul mahallelerde riskli alan ilanlarıyla, kentsel dönüşüm yalanlarıyla yoksul kentliyi şehir dışına atmaya çalışacak. Yoksul halkı Marmara’nın çeperindeki sanayi bölgelerinde ucuz işçi gücü halinde istifleyecek, İstanbul’u da finans merkezi haline getirmeye çalışacak. Barınma hakkımızı, şehrimizi, tarihimizi, kimliğimizi bizden almaya çalışacak kent barbarlarına karşı mücadele başlıyor.

Etiketler :

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

hdp
HDP: Hayır Hepimiz Kazanalım

Halkların Demokratik Partisi referandum kampanyasına, ”Hayır,Hepimiz Kazanalım’ sloganıyla başladı HDP Referandum kampanyasına Diyarbakır,

aysegul-terzi-olmeliydin-diyenler-var-188019-5
Ayşegül Terzi: Kendimi hapse atılmış hissediyorum

Ayşegül Terzi’ye otobüste saldıran ve ilk duruşmada tahliye edilen Abdullah Çakıroğlu, sokakta özgürce dolaşırken, Terzi duruma tepkili. Posta’dan Işıl

anne
Cumartesi Anneleri:604.Buluşmada Mehmet Ağar’a Öfke

Cumartesi Anneleri, Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın gözaltında kayıplar ve faili meçhul cinayetlerle ilgili sözlerine tepki gösterdi. Gözaltında