BAĞLAMANIN MİRACI

Ana Sayfa » Köşe Yazarları » BAĞLAMANIN MİRACI
Paylaş
Tarih : 26 Mart 2015 - 13:36

Titreşim ilkesi gereği hiçbir şey durağan değildir; her şey hareket eder: Her şey enerjidir ve durağan hiçbir şey yoktur; evren ve hayatın en ücra köşesi bile titreşir. Demek ki “değişim” ya da “ses” kaçınılmazdır.
Yaşamın müziği “ses gölgesi”nde dinlenir ve unutulmasın diye “gönül defterine” kaydedilir. Kültürümüzde, insan-tanrıcılık gereği bağlama önce “insan” yapılır, sonra da algılanmaya çalışılır: Bu bağlamda bağlama “konuşan tel”dir, yani tıpkı bizler gibi doğar, büyür ve ölür. Dişil ağaç ile eril tel “evlenir”; bu evliliğin “çocuğu” olarak dünyaya gelir bağlama dediğimiz şey. “Çocuğu” yetiştirmekle görevli “usta” onu “canlandırır”; sese dönüşüp dönüşemeyeceğini, ses olup olmayacağını denetler. Olumlu sonuç alırsa bağlama “ilk doğumunu” yapmış olur.
Asıl doğum “bağlamanın yol doğumudur”: Yol doğumunda baba ozandır, ana ise öğrenci olarak bağlamanın kendisidir. Ozanın eli tele dokunduğunda bağlama “gebe” kalır ve doğum gerçekleşir. Çocuğu adı “titreşim”dir. Titreşim ses olduğunda bağlama içini dışına taşıyarak yaşama akmaya başlar. İki cinsin “evliliği”, verimlilik, yani “canlandırma” için koşuldur. Her evlilik bir “doğumu” olanaklı kıldığına göre “canlanma”, yani “verimlilik” olanaklı hale gelir. Ve sonsuz gerçekliği anlatma biçimi olan bağlamanın “miraç yolculuğu” başlamıştır artık.
Bağlamayla Sevişmek
Gözümüzün önünde bağlamasıyla “sevişir”ozan: Kollarını göğsünden içeri öyle bir sokar ki öyle bir karıştırır ki başlar bağlama inlemeye; bağlamanın boşluğunu “nesnelleştirememiş”, yani ona “biçim” verememiş olsaydı “el attığında” bağlamayı “kalçasından” yakalayabilir miydi?. “Arsızca” iki eşik arasında kalan yaşam alanında “esrik” gezinip durur Titreşim üretir ya da ürettiği titreşimi avuçlar, sıkar. Bir sevişme sesi kaplar ortalığı; kulağın yetersiz kalınca gözünü de eklersin. Duyguların ve heyecanın “göz” olur ve seste kendi “görüntünü” izlersin: Sonsuz var olma sevincini kendini ileriye doğru taşıyan bir “tekerlek” yaparsın. Yaşamın eli ses olur gelir saçlarımı okşar; sadece içini değil bedenini bile “şımartır”. Bağlamanın inlemesinde miracının sırrının yaşam belirtilerini izlersin. Çünkü, bağlamanın sırrı “dört hareketin çocuğu” olarak algılanan “ses”tir; bağlama sesin hapishanesidir. Daha doğrusu canlı-cansız her şey “sesin görünüşe taşınma araçlarıdır”; her şey “ses” olduğuna göre seslerin toplamı Tanrı’dır. Yaşamın ve nesnel sürecin sırrına erebilmek için “görünüşe taşınma araçlarından”, yani somut olarak bağlamanın kendisinden “özgürleşmek, özgürleşerek sesle yüz yüze gelmek” gerekir. Bu da bağlamayla “sevişmekle” olanaklıdır.
Ses, Tanrı’nın bağlamanın yapısına koyduğu bir işarettir. Ve bu işaret somut anlamda bağlamanın “bilincinden” özgürleşebilenlerce “keşfedilebilir”. Bu nedenle gürültüyü müzik sananlarca anlaşılmaz. Sesle, “üç terki” gerçekleştiremezsek, yani bu-dünyayı terk edemezsek, öbür-dünyayı terk edemezsek ve terk ettiğimiz yeri de terk edemezsek “sesin/seslerin sabit anlamları” tarafından “zincire vuruluruz”. Yeni bir şeyi betimlemek o denli zorlaşır ki “benimiz” düşünülemez ve sese dönüştürülemez bir duruma düşer; zihnimiz “paramparça” olur.
Sesler manayı “anıştırdığı” için, sözcüklerle açıklanamaz ya da sözcükler burada yetersiz kalır. Daha doğrusu, “hallerin elinde esir”dir sözcükler; onlar kullanılırsa herkes anlar. O zaman da amaç ortadan kalkar.
Sesler Amaçsız Değildir
Demek ki ses/sesler amaçsız değildir: Zamanın tersine çevrilmezliğine başkaldırmak ve insanı, ulularımızın başlangıç zamanına taşımak, geçmişi yakalamak-geleceği kurmak gibi bir amacı vardır. Bu amaç bizi geçmişimize “yaklaştırır” ve geçmişimizi “ses” yapmaya başlarız. Bu yolla geçmişimiz bize “koşar”.
Bağlamada, alt ve üst eşikler arasındaki tellerden “ses” alınabilir; tel “eylemli” ise artık tel değil “ses”tir ve “yaşamın” simgesi durumundadır. Üst ve alt eşiğin dışında kalan teller, “sese dönüştürülemez”, yani onlardan “ses alınamaz”; ses alınamayan bu teller “doğum öncesini” ve “ölüm sonrasını” simgeler. Tasavvuf geleneğinde “doğum öncesi” de “ölüm sonrası” da “doğuran hiçlik”tir. “Devriye” kapsamında, doğuran hiçlikten çıkılır, yine doğuran hiçliğe dönülür.
Bunu başarabilirsek “ölmüş zamanın ağırlığından” kurtarılır geçmişimiz; ses alınabilen dünya bir tarafta, ses alınamayan dünya diğer tarafta konumlanır: İkisi bir “karşıtlık” oluşturur. Tasavvuf edebiyatında kimi kez “ses/sesler”, hiçliğin “çıplaklığını”, yani “ayıbını” örten bir örtü olarak da algılanır. Tasarımın mantığı gereği “bağlama ile sevişme”, bağlamayı “soyma”, soyarak “acı duymayan bir ses” olup “hiçliğe taşınmak” anlamını da içerir; dünya artık şuradan-buradan rastlantısal olarak “fırlatılmış seslerden oluşan bir gürültü” olmaktan çıkar. Bilincimize-inancımıza düşen bir “yaprak”, geleceğimize açılan bir “pencere” olur.
Bir kere daha anlarız kendisini yetiştiren ozan bağlamasıyla sevişirken “uyumlu ses” çıkarır; bunun dışında yaptığı “gürültü”dür. Şöyle de düşünülebilir: Gürültü, çok şey düşünen insanın sesidir, uyumlu ses ise bir tek şey düşünen ve düşündüğünü uygulamaya sokmaya çalışan insanın sesidir. Yani sevişirken insan daha az akıllıdır; az akıllıyken insan en üst düzeyde doğurgandır.
Aşk ile bağlamanın miracı kutlu olsun.

Etiketler :

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

hdp
HDP: Hayır Hepimiz Kazanalım

Halkların Demokratik Partisi referandum kampanyasına, ”Hayır,Hepimiz Kazanalım’ sloganıyla başladı HDP Referandum kampanyasına Diyarbakır,

aysegul-terzi-olmeliydin-diyenler-var-188019-5
Ayşegül Terzi: Kendimi hapse atılmış hissediyorum

Ayşegül Terzi’ye otobüste saldıran ve ilk duruşmada tahliye edilen Abdullah Çakıroğlu, sokakta özgürce dolaşırken, Terzi duruma tepkili. Posta’dan Işıl

anne
Cumartesi Anneleri:604.Buluşmada Mehmet Ağar’a Öfke

Cumartesi Anneleri, Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın gözaltında kayıplar ve faili meçhul cinayetlerle ilgili sözlerine tepki gösterdi. Gözaltında